
“Laik Türkiye Cumhuriyeti’nin Atatürkçü bir vatandaşı olarak Kuran’a el basarım ki biz teknoloji kurbanıyız; âşık olduğum kadına tecavüz etmem“
Bu yemin 4 sene evvel sevgilisi Gamze ÖZÇELİK’E tecavüz etmekten yargılanan Gökhan DEMİRKOL’ UN mahkemede kurduğu cümlelerden biridir. Dün internette dolaşırken rastladım. Ve yaklaşık 15 dakika güldükten sonra kendi kendime şu kanıya vardım ki; adam Türkiye’yi çözmüş.
Ben yeminlerin varlığım Türk varlığına armağan olsun gibi ulusalcısını, terbiyesiz evladıyım gibi delikanlısını, ekmek musap çarpsın gibi emekçi öğeler taşıyanını, ölümü gör gibi dinle bağdaşanını çokça işittim. Ama bu kadar karışığına, siyasisine ve ideolojik edebiyat ile dini öğeleri harmanlayan bununla da yetinmeyen içine teknolojiyi ve aşkıda sokup bunları bir potada eritenine ilk kez denk geldim.
Yani bu yeminden de anlaşılacağı gibi iğrenç bir kişilik ve aynı iğrençlikte olan eylem tanımı ile karşı karşıyayız.
Bu yemin benden evvel başkasında dikkatini çektiğimi bilmiyorum. Ama sırf bu cümle için bile bir doktora tezi yazılabilir.
Bu güzel ifadeyi kabasından irdeleyecek olursak;
Adamın hem laik, hem Atatürkçü, hem de cumhuriyetçi olduğu ilk bakışta anlaşılıyor.
İfadenin biraz özeline indiğimizde ise bu üç kelimenin(laik, cumhuriyetçi, Atatürkçü) birleşimden de adamın milliyetçi olduğu kanısını da rahatça varılabilir.
Biraz daha özele indiğimizde ise; Türk vatandaşlığını kazanmak için, bu özelliklere sahip olunacağı gerekliliğini zannedecek kadar da hukuk bilgisinden yoksun olduğu söyleyebiliriz. Hatta bence zorlamadan lisedeki vatandaşlık dersinden bile kaldığı sonucuna bile ulaşılabilir.
Herkesin hukuka ve vatandaşlığın nasıl elde edileceğine dair bilgisi olmayabilir bu nedenle bu adamı suçlayamayız. Ama adamın tuttuğu avukatın onu bu konuda uyarmamış olması avukatı açısından tam bir hukuk faciasıdır.
Bu avukat için yapılabilecek iki tahmin var. Ya bilerek ve isteyerek Türkiye Cumhuriyetinin temel ilkelerinin ve bu ilkelerinin kazanımlarının arkasına sığınıyordur. Özetle başbakanımızın deyişle Atatürk ilkelerini tecavüzü alet ederek Cumhuriyetin temel kazanımları üzerinden siyaset yapmaktadır. Yada avukatın hukuk bilgisi gayet zayıftır.
Bu ifadeden ilk bakışta yapılacak tespitlerden biride; adamın yüce kitabımızı tecavüze alet ediyor olmasıdır. Yaptığı rezilliğin tecavüz olmayıp gönül rızasıyla olduğunu bir an için düşünsek bile, yüce dinimizin buna bile izin vermeyecek olmasını bilmeyecek kadar din bilgisinden yoksundur.
Bu adamı, bu kadar kusuru varken dinimize bilmemekle yargılamam.
Ama videoyla sabit olan bir eylemi meşru göstermek için bilmediği dini kullanarak yemin edecek kadarda aşağılık biri olduğunu söyleyebilir
.Bu olayın kahramanlarından biri olan Gamze ÖZÇELİK’ İNDE mahkemeye boynunda ALLAH yazılı kolyeyle gelmesi ve mahkemeden sonra gittiği umreyi televizyonlara reklâm yapması bize onunda aslında cinsel eşinden hiçte aşağı kalmadığını, onunla aynı sorumluluğa sahip olduğunu gösterir.
İfadenin devamından rahatça anlaşılabileceği gibi “teknoloji kurbanı” olduğunu iddia eden biriyle karşı karşıyayız.
Cep telefonundan video çekmenin ve internete amatör video(youtube v.b) yüklemenin şimdiki gibi popüler olmadığı dönemde bu eylemleri gerçekleştirebilen birinin teknoloji kurbanı olmasını iddia etmesini yalancılıktan başka bir şeyle açıklanamaz
Şimdi gelelim ifadedeki benim en sevdiğim bölüme.“Âşık olduğum kadına tecavüz etmem”
Bu ifade üzerinde biraz düşünüldüğünde adamın romantik olduğu söylenebilir.
Mum ışığıyla, pırlantayla, şampanyayla v.b. özdeşleşen romantizm kavramının bu olaya alet edilmesinden hiç gocunmadım. Çünkü bence romantizm tecavüzü gönül rızasıyla yapmanın ön safhasıdır.
Bizim kültürümüzün çoğu yerinde Mevla ya olan aşka ulaşmak için Leyla ya olan aşkı kullanıldığını çokça okumuş ve işitmişizdir. Hem bu nedenle hem de kendimde de hatırası bulunduğundan, aşk gibi ulvi bir kavramı tecavüzle birlikte kullanmasından rahatsız oldum.
Bu ifadeyi veren Gökhan DEMİRKOL hakkında google yaptığım basit araştırma neticesinde şahsın Darülşafaka Lisesi mezunu bir basketbolcu olduğunu öğrendim.
Bildiğim kadarıyla Darülşafaka Lisesi devletimizin Osmanlıdan miras aldığı güzide ve tarihi bir eğitim kurumudur. Bu okulda yetim ve muhtaç çocuklara anasınıfından başlayarak eğitim verilir. Devlet buradaki çocuklara hem analık hem babalık yapmakta, üniversite sınavında ek kontenjan vermekte, memuriyette ve askeriyede öncelik sağlamaktadır.
Yani bu okul, daha düne kadar hali içler acısı olan çocuk yuvalarıyla karıştırılmamalıdır. Bu okul mezunu çocuklar 18 yaşından sonra sokağa atılmazlar. Bu çocuklar iş sahibi olana ve aile kurana kadar devletimizin pozitif ayrımcılığına uğrarlar. Darülşafaka Lisesinin cumhuriyetten sonraki ünlü mezunlarına bakacak olursak yazar Aziz NESİN, ilk nü ressamımız Kasımpaşalı HİLMİ, 28 Şubat döneminin oldukça aktif olan şimdinin emekli orgenerallerden OYAK holding genel müdürü olan Coşkun ULUSOY gibi isimlerine rastlarız. İşte size ahlak verilmeden sırf eğitim verilerek yetiştirilen iğrenç ve sayısı hiçte az olmayan iğrenç örneklerden birkaçı daha.
Darülşafaka Lisesinin Osmanlıdaki görevini bakıldığında ise ismini Cemiyet-i Tedrisiyye-i İslâmiyye olduğu ve savaşlardaki yetim kalan çocukları alıp devşirip devlete kazandırılıp halkın yararına kullanıldığı görülür. Bu okulun Osmanlı devrinde verdiği ünlü mezunlara bakacak olursak Mimar SİNAN, Piri REİS ve Sokullu MEHMED Paşa gibi isimlere rastlarız.
İşte sizi aynı kurumun 2 ayrı devirde verdiği mezun örnekleri. Varın karşılaştırmayı siz yapın
İfademize geri dönecek olursak. Cümleyi tümüyle birlikte incelediğimizde devletimizin meşru gördüğü Atatürkçü, laik, cumhuriyetçi, milliyetçi, teknolojiyi aktif şekilde kullanabilen, yalan söyleyebilen, romantik, aşkı batı fikriyle anlayan, iyi eğitim aldığı hissini veren, aldığı bu kötü eğitimi de kız düşürmek için kullanan, dini bilmeyen, uygulamayan ama gerektiğinde dini kavramları kullanabilen ve onlar üzerinden yemin edebilen (işi bilmeyen, işe gitmeyen ama gerektiğinde işe giden), insan tipi ortaya çıkar.
Bu yazıyı yazarken aklıma ilkokul yılların geldi. Ben ilkokulu şişlide bir devlet okulunda okudum.4.sınıf itibariyle okumuz ikili öğretimi (halk arasında sabahçı öğlenci tarifesini)bırakıp tekli öğretime geçmişti. Bu geçiş neticesinde okuluma 100 m uzaklıkta olan özel bir ilkokulun öğrencileriyle çıkış saatlerimiz çakışır olmuştu.
Bu zengin çocuklar okuldan arası üç dakika yürüme mesafesinde olan servislerine, aynı okulda arkadaşları olan kızların arkasından koşup eteklerini kaldırıp kıçlarına şaplaklar atarak, kahkahalar eşliğinde oynaşarak binelerdi. On yaşındaki çocuklarının bu hareketleri hangi cinsel dürtülerle yaptıklarını bilmiyorum. Ama şunu biliyorum ki; on yaşlarında bunları yapanlar otuz yaşlarına gelince de bu hareketi tecavüz kadar ilerletip hatta videoyla sabitlerler. İnsan yedisinde neyse otuz yedisinde yetmiş yedisinde odur diye buna denir.
Tavsiye: İleride üniversitelerde akademik kariyer yapmayı, askeriyeye girmeye, devlete memur olmayı hedefleyen arkadaşlara, siyasi görüşleri veya ideolojileri sorulduğunda, yukarıdaki tecavüzcü adamın ifadelerinden yapacakları bazı çıkarımların onlara çok yardımcı olacağını düşünüyorum.
Sesleniş: Buradan Ergenekon sanıklarına seslenmek istiyorum. Yukarıdaki basketbolcunun ifadesine biraz daha dini öğeler katarlarsa eminim ki ya tahliye olacaklardır yada cezalarının azalacaktır.
entropi


